Üç Duvar

Güncelleme tarihi: Ağu 7


Parmaklarım klavye tuşlarında gezinmeyeli çok uzun zaman oldu. Belki bir, belki iki sene. Bilmiyorum, bilmiyorum…


Nereden başlayacağıma da karar veremedim. Yok, hayır yazmak istemediğim için değil. O kelimeyi bulamadım sadece, aylardır o kelimeyi arıyorum.


Üç hafta önce geri döndüm.


Bu evin dört duvarı var, unutmuşum. Tam dört tane koca duvar, sorma, günün bu saatinde gerçekten anıt gibi duruyorlar. Oysaki bayadır dört duvarlı bir oda görmemiştim. Hele ki tavanı olan…


Gittiğimden beri başka biri olduğumu düşünüyordum. Şimdi bunun acı verici, buruk bir ilüzyondan ibaret olduğunu görüyorum. Fakat, fakat hayatımda ilk kez sevecek bir şey bulmakta bu kadar zorlanıyorum.


Seninle beraber olduktan sonra kendimle ilişkim de çok değişmişti, seninle beraber kendimi sevmeyi de öğrenmiştim halbuki. Hayatta yalnız başaramayacağım tek şeyi sayende başardım. Bir ikinci sendin, o kadar çok sevdim ki kendimi seninle…Bunu sağlayan adama da aşık oldum, yavaşça…fark etmeden.


Gittiğimden beri senin de başka biri olduğunu düşünüyorum, yalnız bunu kabul etmek içimden gelmiyor. Söylemek istediğim şeyleri kelimelere, cümlelere, paragraflara, kitaplara sığdırabilecek miyim emin değilim. Bir şeylerin yolunda gittiğine çok emindim, ta ki başka bir adam kalbimi kırana kadar. O günden beri seni düşünüyorum. Seni her saat özlüyorum, bu düzen hiç şaşmıyor. Gün başlıyor, umut dolu uyanıyorum; öğlene doğru bir dalga geliyor. Uzaklara dalıp gidiyorum seni düşünürken, kendime bir süre izin veriyorum. Toparlanmam gerekiyor sonra, bir kalp ağrısıdır nüksediyor ve hemen geçiştiriyorum. Bu denli haklı olabilmene sinir oluyorum sonra bir saat kadar. Bir müddet daha kendime izin veriyorum, bu sefer kızmak için. Akşamüstü kahvemi yapıyorum, işlerime odaklanıyorum. Kafamı kaldırmadan saatlerce çalışıyorum belki, geceyi erteleyecekmişcesine çalışıyorum hatta. Ne yazık ki gece alacakaranlığıyla geliyor, tam o noktada uykunun isyanı başlıyor. Bu yatak, bu tavan, ötedeki kalorifer peteği, tozlu çerçeve, köşede küçük bir kutu, senin sandalyen, senin tarafın…


Sen, sen, sen…


Sonra aklım evimize gidiyor. Evimiz üç duvarlı bir kutu, dördüncü duvarı inatla inşa etmemişiz. Her sabah uyanmak için yanıp tutuştuğum yatak ve uykuların hep biraz daha tatlı oluşu…Başka hiçbir yatağın da o yatak kadar rahat olmayışı mesela…


Olacak iş değil! Olacak iş değil! Dahası da var…


Ayaklarımın istemsizce beni sürüklediği o yer, ileriden alınan bir şişe şarap, yolda uğradığım çiçekçi, alt komşunun mutfağından daimi gelen yemek kokusu…Burnumda hala. Televizyon karşısında uyumak, üst kattan sesini duymak ya da mutfakta sohbet etmek…Ya da, ya da senin dönmeni beklerken yemek hazırlamak, giyinmek senin için, soyunmak bazen. Tenimde dolaşan parmakların…Ve şu anda içime dolan ağlama isteği…


Şimdi, ben bu dört duvar arasına bile insan sokamazken o üç duvar arasında nasıl yaşamışız ki? Aklım almıyor.


Ah, Tanrım, yalnız ölmeyeceğim umarım?


Şu ana kadar herkes bir bireydi belki, sen değildin. Seni hiç kendimden ayrı değerlendiremedim, ve sen bir sanat eseriydin her zaman. Yaşanacak şeyler asla bitmiyor sanki, hayaller kuruyoruz, hayaller harcıyoruz, çöpe atıyoruz, tekrar buluyoruz ama asla bitmiyor. Senin yüzünden her güzel şey ağzımda buruk bir tat bırakıyor artık. Hayalini seninle kurduğum şeyleri tek başıma yaşıyorum, başkalarına anlatıyorum, öyle kalıveriyor işte. Öyle ortada, darmadağın, anlamsız.


Evet, evet o kelime anlamsız olmalı. Aylardır onu arıyor olmalıyım. Neredeyse on yıldır hayatımda değilsin ve bu korkunç bir süre. Tanrım, bu korkunç bir süreymiş. Anlamsız bir süreymiş.


Seninle hayal ettiğim her şeyi yaptım, içinde sen yoktun.


Anlamsız. Anlamsız. Çok anlamsız. Öyle bir anlamsız ki, sahip olması gereken heyecana sahip değil.


Bütün bu büyük olaylar o kadar hızlı ve basitçe gerçekleşti ki, hayatımda anlam kayması yaşıyor gibiyim.


Eskiden ellerimizle tutamadığımız, dokunma fikrinin bile içimizi ürperttiği hayaller şu an ayaklarımın altında ezilecek kadar paspal ve basit haldeler.


Beni bu çıldırtıyor sanırım, her şey yapay ve basit…Kollarında bir sabah uyanmak dünyanın en akılalmaz meselesiyken başkasının kollarında uyanmak günlük rutinden ibaret çirkin bir alışkanlık oldu. Parmak uçlarımla sevdiğim adamı başkasıyla görmek de…"Yok!" diyorum sonra, ben de başkalarıyla görüldüm. Sonra, bir kez daha "Yok!" diyorum, "O da böyle hissetmiş olmalı."


Senin için de kolay oldu mu? Hayatımda hiç, bir şeyleri bu denli kolay elde etmemiştim. Bir dilek tutuyorum bugün, uyandığımda başucumda oluyor. Gözlerimi açıp başucumda gördüğüm an, beğenemiyorum bir türlü. Hemen bir dilek daha tutmak istiyorum, hepsini harcamak istiyorum bir çırpıda…taa ki başucumda bulamayana dek.


Ama hep aynı şeyi yapıyorlar, hep istediğim zaman istediğim yerde oluyorlar, bundan nefret ettiğimi bilmez gibi…


Sahi, biliyorlardır herhalde?



107 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Balık

Bir kırık cam şişe, çökmüş dizlerinin üstüne ufuk çizgisinin ardında ağlar, ağlar, ağlar... Seher vakti bir fırtına gibi söz söz dökülmüşsün. Gözlerinden eserse yine bakışın, iflah etmez artık beni bu

Son An

Günün yavaşladığı saatler, köşedeki dükkanın kepenklerini indirdiği, güneşin kuzguni bir renkle veda ettiği, otobüsteki çocuğun kafasını cama yaslayıp hayal kurduğu, benim sana döndüğüm saatler. Yekpa

Küçük Şeyler

Küçük şeylerden keyif almayı bilmeli insan. Güneşin gökyüzünden kayıp gidişini izlerken mesela huzur bulmalı. O çokça anlamlar yüklediğimiz, sırf denizi kıskanıyor diye akik rengi kostümüne bürünüp hü

 

Vesile © Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması ve farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.