Bir An Düşünseydik!

Güncelleme tarihi: Ağu 7


Blog açma fikri öncelikle kendimi rahat ifade edebileceğim bir platform kurma isteğimden çıktı. Yazmak zaten benimle bugünlere kadar gelmiş bir hobi, bir yaşam tarzıydı. Blog yazılarına ara vermek asla istediğim bir şey olmasa da içinde bulunduğum dönemin getirisiydi. Geri dönmek için bugünden daha "doğru" bir gün düşünemiyorum.

Özellikle pandemi sonrası dönemde bastırdığımız bazı problemlerin eskisinden daha görünür olduğuna, artık iyice yüzeye çıktığına ve hatta kontrolden de çıktığına inanıyorum. Bu sefer, yazımı okuyanlara kurgu bir öykü anlatmak yerine gerçeklerden bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce ise okuyan her bir insana ayrı ayrı sormak istiyorum...

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Gerçekten, en son ne zaman durup bu soruyu sordunuz?

Yalnız hissediyor musunuz?


Ben hissediyorum.

Bir kadın olarak, bir yetişkin olarak, bir dost, bir sevgili, bir arkadaş olarak yalnız hissediyorum.


Korkuyorum.


Çünkü biliyorum ki bu ülkede beni ne kadın, ne yetişkin, ne dost, ne sevgili, ne arkadaş olmak kurtaracak. Çünkü biliyorum ki yukarıda saydıklarımın hepsi de olsam hayatımı tırnağı kadar önemsemeyecek adamlar, gözü dönmüş erkekler var.

Dün geceden beri okuyorum; hangi kadın nerede, nasıl katledilmiş…Münevver Karabulut, Özgecan Aslan, Aleyna Çakır, Emine Bulut, Ceren Damar…Liste o kadar uzun ki bakınca bile tüylerim diken diken oluyor, boğazım kuruyor. Özgecan Aslan’ın canice katledilmesinden bu yana Trükiye’de tam 2.000 kadın cinayete kurban gitti; kimisi yakıldı, kimisi kesildi, tecavüze uğradı, parçalara ayrılıp kutulara kondu, sokak ortasında dövüldü, bağlandı…


Ucuz bir polisiye dizisinde değiliz! Yönetmen “Kestik!” diyince kimse kalkıp hayatına devam etmiyor.


Artık görmüyoruz mu, fazla mı normalleşti, alıştık mı ne desem bilemiyorum. Ne desem bir öncekinden çirkin, bir öncekinden eğreti kalıyor. Alıştık!


Nasıl yani?

Neye alıştık?

Ölüme mi?

Öldüren adamlara mı?

Abimizden, babamızdan, kocamızdan, sevgilimizden şiddet görmeye mi alıştık?


Uyanın! Kabul ede ede bunları mı kabul ettik?


Dil toplumun aynasıdır arkadaşlar, sizin önemsemeden kullandığınız HER BİR KELİME fikir hayatımızı etkiler…Şiddeti meşru, vahşeti alışıldık, öldürmeyi basit, kadını “hafif” kılar.


Kocanıza sormadan kıyafet alamıyorsunuz ya,

Sevgiliniz izin vermeden gece dışarı çıkamıyorsunuz,

“Ay aşkım beni kıskanıyor” diyorsunuz,

Sosyal medya hesaplarınızı bir erkeğin iki dudağının arasındaki lafa göre yönetiyorsunuz,

“Kadın kısmısı” oluyorsunuz,

“Kız gibi” yapınca üzülüyorsunuz,

Başınızı eğmek zorunda kalıyorsunuz,

Toplumca “düzgün” atfedilen şekilde giyinme ihtiyacı hissediyorsunuz,

Herifin tekinin kıravatı sizin eteğinizle yarışıyor,


Ve…

Siz.


Siz hep annenizden ve kız kardeşlerinizden su istiyor ama babanızı kaldırmıyorsunuz ya,

Eve gelip istisnasız her gün sıcak yemek bulmak istiyorsunuz ya,

Etek giyen kadının bacaklarına AĞZINIZIN SUYU AKA AKA bakıyor,

Kardeşinizi “erkek” kafa yapısını bildiğiniz için dışarı salmıyor,

“Ben erkeğim, yaparım!” diyorsunuz ya…


Siz de az değilsiniz hani!


İş hayatında, sokakta, barda, sosyal hayatta “erkek” olma kontenjanınız var, biliyorsunuz, kullanıyorsunuz ya,

Başarılı kadını “Güzel kadın tabii torpili var!” diye ufaltıyor,

Siz önünüze gelenle yatıp kalkarken “bakire” eş arıyorsunuz ya!

Ağzınızdan tükürükler saça saça “Orospu” diyor ama laf annenize gelince “Melek annem!” diyorsunuz ya…


İşte böyle böyle yapıyorsunuz!


Önemsemeden kurduğumuz her cümle, kullandığımız her kelime, her benzetme dili besliyor, dil dönüp dolaşıp toplumu var ediyor.


“Kadınlar bir çiçektir” diyince tepki alıyorsunuz, bu kadar da abartılır mı diyorsunuz.

Hatırladınız mı?

Bugüne kadar hiçbir çiçek koparılmamış olsa; narin derken kadın “zayıf, alt edilebilir” görülmese, güzel derken “obje”leştirilmese, çiçek derken kadının “birey” olmadığı sanılmasa pekala her kadın çiçek de olur böcek de olur.

Bugün söylediğimiz ve çokça tartışılan her cümlenin, sözün, kelimenin altında cinsiyet ayrımına kurban gitmiş kadınlar, güçlü gözükmeye zorlanmış “ağlamayan” erkekler, nefessiz kalana kadar kafası asfalta bastırılmış ırkçılık kurbanı vatandaşlar, istismara ve tecavüze uğramış ufacık çocuklar, 15 yaşında babasından hamile kalmış küçük kızlar var, çocuk gelinler var.


Kimsenin derdi tasası sizin o cümleyi neden öyle kurduğunuz değil yani,

Mesele istemeniz değil, pantolonunuzda tutamamanız.

Mesele kıskanmanız değil, oyuncağını paylaşmak istemeyen çocuklar gibi kadınları sahiplenmeniz,

Mesele “kadınlar çiçektir” demeniz değil, koparabileceğinizi sanmanız.

Mesele evlenince eşinizin yemek yapmasını beklemeniz değil, mesele bunu bir görev olarak görmeniz.

Mesele kız kardeşinizi korumak istemeniz değil, mesele ona bakan erkekler gibi sizin de pis düşüncelerle başka kadınlara bakmanız.

Mesele eylemleriniz, hareketleriniz, kafasızlığınız!

Mesele kendinizi “sandığınız” şeyler.

Mesele her bir eyleminizin topluma çığ gibi düşmesi.

Cinayet cinayettir, tecavüz tecvüzdür, istismar istismardır, şiddet şiddettir.


Bunların hepsi de vahşettir. Hayvanlıktır. Arsızlıktır. Yüzsüzlüktür.

Bunların indirimi, telafisi, kıravatı, tahriği, isteği, KADINI, ERKEĞİ YOKTUR!


Toplum olarak , video çekene kadar koşup yardım etseydik,

Yan komşumuz avaz avaz “Yapma!” diye bağırırken bir kapısını çalsaydık,

Çocuğunu döveni şikayet etseydik,

Etek giyince salyalar akıtan adamın haysiyetine tükürseydik,

“Bakire” olduğumuz için bizi “namuslu” görene “Namusun batsın!” diyebilseydik,

Kıskançlık adı altında bizi sınırlayan, eleştiren adamlara KATLEDİLMEKTEN KOKRMADAN arkamızı dönebilseydik,

Kız kardeşimizi korumakla yükümlü hissedene kadar kendi düşüncelerimize sahip çıkabilseydik,

Tecavüzü hak görmeseydik,

Keşke yapabilseydik…


Keşke etten kemikten, kanlı canlı bir insanı öldürmeden önce buna hakkımız olmadığını bir an düşünseydik.


Ah be arkadaşım, keşke “bir an” düşünseydik.



84 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

"En Çok Ben Ağladım" Sendromu

Merhaba, Bu sefer kurgu yazmak istemedim, ülkece başımızdan geçen olaylar silsilesine karşın gösterdiğimiz toplumsal reaksiyonları irdelemek istedim. Yazıda aslında toplum olarak ortak bir sorunumza d

Bilmediğimiz Madonna : Sabahattin Ali'nin Eserinden

“Bütün bu karmaşık hisler, ışığa çıkmaktan korkar gibi, ruhlarımızın en saklı köşelerinde durmaktaydı; ve biz, hakikatte hep eskisi gibi birbirini arayan, isteyen, birbirinin huzurundan her zaman daha

 

Vesile © Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması ve farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.