Liman

Daha önce hiç kalbimi bir yabancının eline bırakıp arkama bakmadan gitmeyi dilememiştim. Bütün o rehabilitasyon sürecinde ya da umutsuzca sevgi peşinde koştuğum yılların hiç birinde o gece duyduğum arzuyu duymamıştım. Gelmesini beklediğim dakikalar boyunca kalp atışımı göğüs kafesim hariç vücudumun her yerinde hissettim. Bileklerimde ve boynumda, parmaklarımda ve hatta dudaklarımda… Sarhoş değildim ama içmiştim, güzel içmiştim. O ise geldiğinde ayakta duramıyordu, her nefesinde içtiği şarabın kokusu yayılıyordu. Elini bel boşluğumun hemen yukarısına koydu. Dokunuşunun samimiyetiyle irkildim. Parmakları elimin üstünü okşuyordu, kimi zaman avcumun içinde daireler çiziyordu. Geceyi bölen tek tük gülüşmelerimiz vardı. Bir an için tüm o gülüşler bıçak misali kesildi, gözlerimi gökyüzünden ayırmıyordum. Gözlerinde teslimiyetimi göreceğime öylesine emindim ki ona bakacak cesareti kendimde bulamıyordum. Vücudum yanıyordu ve dokunduğu her yer büyük bir düşe söz söz ekleniyordu. Saniyelerle dahi zor hesaplanabilecek bir anı bakışarak geçirdik, omzumda dinlendirdiği eli şimdi saçlarımla oynuyordu. Eğildi, dudakları ruhumun birkaç milimetre uzağında kalana kadar eğildi. O an, tüm hayatım boyunca sarhoş olmadığım kadar sarhoş oldum. Parfümünü bastırmaya and içmiş şarap kokusu vücudumun her bir parçasına sinsin istiyordum. Pembeleşmiş dudakları konuşurken benimkilere değiyordu, boynumun arkasında duran eli ona yaklaşmama izin vermiyordu. Nefesinden yayılan sıcaklık dudaklarıma döküldü. Her bir saniyenin tadını çıkarmak istercesine gözlerimi kapattım. Dudaklarımızın birleşmesinden önceki o birkaç saniyelik an, hissedilen baş döndürücü sıcaklık, kulaklardaki uğuldama…O anı hiçbir şeye değişmezdim. Dudaklarımın üzerinde dudaklarını kıpırdattığında sadece o sonsuz karanlığın arzuma eklenmesine izin verdim. Elleri boynumda, göğüslerimde ve bacaklarımda dolaşıyordu. Sert dokunuşu ruhumu titretiyordu. Dudakları boynuma indi, kısa bir süre onay bekler gibi bana baktı. Ela gözlerine karanlık düşmüştü, içinde kaybolduğu şehvet titreşen kirpiklerinin üzerine dağılmıştı. Uzun süredir aradığım bir şeyi bulmuşçasına ona tutunuyordum. Parmaklarımı kollarında dolaştırıyor, yer yer tişörtünü kavrıyordum. Bedenlerimizin arasına girebilecek her türlü mesafeyi önlemek istercesine birbirimizin üzerindeki birkaç parça kıyafete tutunmaya çalışıyorduk. Sözsüz bir anlaşmayla geri çekildiğimizde saat neredeyse ikiye geliyordu. Gökyüzü parça parça üstümüze düşecek gibi hissediyordum, sanki birazdan yıldızlar kaldırımların yerini alacaktı. Bakışının tonunda kaybolduğum, kimse tarafından bulunmamayı dilediğim o süre zarfında melodik kahkahası havuzu çevreledi. Onunkine katılan gülüşüm, beni arayışında olduğum sıcaklığı bulduğuma ikna etti. Ev, insanın ne kadar uzağa giderse gitsin dönmek istediği yerdir, derler. Yıllar sonra ilk kez evimdeydim. Kollarının arası her zaman dönmek istediğim yerdi. Gemi gitmişti, liman da yanmıştı belki ama deniz sapasağlam yerindeydi. Bense denizde boğulmaya koşa koşa giden bir insandan fazlası değildim. Hiçbir zaman olmamıştım.

56 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Merak

Aşağıda okuyacağınız yazı uzun zamandır üzerinde çalıştığım, henüz ismine dahi karar veremediğim, deyim yerindeyse büyüttüğüm ve beraber büyüdüğüm kitabımdan kısa bir kesittir. Gerilmeniz, belki korkm

Ressam

“Hep aynı şeyi yapıyorsun” diye söylendi adama. Mesafesini belli etmek için kollarını göğsünde birleştirmiş, kaşlarını çatmıştı. Yüzünde iflah olmaz bir sitem vardı. “Ne alakası var Deniz? Hayatımızı

Ahşap Kutu

Çığlık çığlığa ağlıyordu, haykırışları mahallenin kibirli binalarına çarpıp tekrar tekrar kendi kulağına doluyordu. Sağır edici bulduğu bu yankıyı ondan başka kimse duymuyordu. Uzun boylu, iyi giyimli

 

Vesile © Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması ve farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.

 

İletişim

Takip Et

  • LinkedIn

©2020, Vesile Wix.com ve sevgi ile kurulmuştur.