Ressam

En son güncellendiği tarih: Eyl 16


“Hep aynı şeyi yapıyorsun” diye söylendi adama. Mesafesini belli etmek için kollarını göğsünde birleştirmiş, kaşlarını çatmıştı. Yüzünde iflah olmaz bir sitem vardı.


“Ne alakası var Deniz? Hayatımızı zorlaştırma lütfen.” diyerek kestirip attı adam. Gözleri uykusuzluktan küçülmüştü, bu ufacık gözler yüzüne sonradan eklenmiş gibi duruyordu.


Bakışlarını adamın kirli sakalından bir saniye olsun çekmedi, sızlanmaya devam etti: “Hayır. Ben yalnızca hayatı betimleyerek yaşıyorum. Senin gibi her gördüğümü güzel ve çirkin sıfatına mahkum etmiyorum.”


Adamın yüzü düşünceli bir ifade almıştı, aralarındaki bu uzayan tartışmalar iyice tat kaçırmaya başlamıştı. Deniz zaman içinde ismini taşımayı çok iyi öğrenmişti, o özgür ruhlu bir ressamdı ve birkaç insanın lafına göre hayatına şekil vereceğine ölene dek onlarla tartışmayı tercih ederdi. Boyalarını toplamaya başladı, içindeki resim yapma hevesi uçup gitmişti. Bir sigara yaktı, tek bir söz daha söylemeden dumanın havaya karışmasını, dağılmasını izledi. Dumanla beraber sitemi de dağılırdı belki, kim bilir?


“Deniz, yeter artık.” Adamın sabaki huzurlu hali darmadağın olmuştu. Bu kadın resmen ruhunu kemiriyordu insanın. Süslü laflarını bir şiir kitabından okur gibi etrafa saçıyordu sürekli. Bütün gününü boyaların arasında, tuvallere bir şeyler karalayarak geçiriyor, böyle anlarda ağzından çıt çıkmıyordu. Tam “Sustu işte!” dediğiniz an tekrar mısralarını okumaya başlıyor, insanı deli ediyordu.


“Benim üzerimde hakimiyet kuramazsın” dedi kadın sakince. Bir yandan beyaz gömleğinin kollarını kıvırıyor, sanki parça parça yere dökülmeleri mümkünmüş gibi üzerindeki boya lekelerini silkeliyordu.


“Artık bir şey söyleme bana.”


Çıkarken odanın kapısını hiddetle çarptı. Söndürmediği sigara kül tablasında öylece kalakaldı. Aklından aynı anda binlerce şey geçiyordu Deniz’in, hayatının bu hale nasıl geldiğini düşündü. Eskiden şehirlere zor sığan özgür ruhu ufak bir aparman dairesinde inzivaya çekilmişti. İnsan daha gençken, diye düşündü, ne kadar korkusuz ve endişesiz oluyor. O ise yaşı ilerledikçe huysuzlaşmıştı, hoşuna gitmeyen hiçbir şeye tahammülü yoktu. Bazen mutfağın duvarlarına çizdiği resimlerle bile kavga edesi geliyordu. Kendi yaptığı resimler ne hakla ona dik dik bakıyordu? Biliyordu ki bazı aykırı davranışları sadece lafta kalıyordu, o da hayatı zaman zaman zorlaştırdığının farkındaydı. İnsanlarla arasına ördüğü duvarlar, ufak şeylerden çıkardığı can sıkıcı ve anlamsız kavgalar, her duygunun önüne koyduğu sınavlar…Bazen yalnızca test ediyordu etrafındakileri, ona ne kadar katlanabileceklerini görmeden içini açmıyordu. En uç noktaya itene kadar durmuyordu. Oysa şu an kendini sıcak bir bedenin huzuruna bırakmak için içi sızlıyordu.


Pencereden dışarıya, ağzına kadar insan dolu sokağa baktı. Omuz silkti. Bir sigara daha yaktı, öncekini çoktan unutmuştu. Adamı düşündü. Şu an gerçekten atölyeye dönüp onu tuvallerin arasına çekmek isterdi, sakallarının yanağına sürtmesini, vüdunun her yerinde dolaşmasını...çok isterdi. Sonra soymayı hayal etti adamı. Belki hiç olmadığı kadar narince ve çıldırtan bir yavaşlıkla, her bir parça kıyafetten kurtarmak isterdi. Yalnız, önce kendi üzerindeki inadı çıkarması gerekiyordu. Bu inat tenine dikişle tutturulmuş gibi bağlanmıştı ona.


Kapının çalmasıyla telaş içinde düşüncelerinden sıyrıldı. Elindeki sigarayı yere düşürdü ve sigara halının üzerinde biçimsiz, ufak bir iz bırakana kadar almayı akıl edemedi. Kapıya seslendi.


“Geliyorum!”


Kimin geldiğine bile bakmadı, sorumsuzca kapıyı açtı. Seher içeri geçip ayakkabılarını çıkarmaya koyuldu. “Deniz yine telefonlarını açmıyorsun! Kaç kere aradığımdan söz etmiyorum bile.”


Dalgın dalgın arkadaşının suratına çevirdi gözlerini. Yıllardır, duygusal herhangi bir yakınlık kurmak için adım attığı tek insan Seher’di. Ne yaparsa yapsın sorgulamıyor, hiçbir hareketinden şüphe etmiyordu. Buna rağmen ikisinin de birbirlerinden sakındıkları çok şey vardı. Hep öyle olurdu.


Arka odada sakladığı adamı düşündü, Seher’in ev içindeki varlığı onu tedirgin etmişti. Elleri terlemeye başladı. Seher arkadaşını baştan aşağı süzdü. Dağılmış gözüküyordu. Bel oyuntusuna kadar dümdüz bir yol gibi uzanan saçları renk paletine dönmüştü. Ne kadar eski olduğu anlaşılmayan keten bir gömlek kalçasının hemen altına kadar iniyor, çıplaklığını neredeyse gizleyemiyordu.


“Konuşmayacak mısın? Ne bu hal?”


Deniz her zamankinden de tuhaf davranıyordu doğrusu, kafasına bu sefer ne esmişti acaba? Garip sessizlik kısa bir an için daha hükmünü korudu. Deniz zorla yutkundu, şüpheli bakışlarını arka odadan alamadı. Hazırlıksız yakalanmıştı. Adamın hala ara ara söylendiğini duyuyordu fakat bu fısıltılar mutfağa ulaşana dek yolda eskiyorlardı.


“Ne hali?” dedi kafası karışmış bir şekilde. “Ne varmış halimde?”


“Kaç gündür atölyeden çıkmadın? Boya izlerine göre tahmin ederdim normalde ama…” Cümlesine ara verip güldü, yıllar içinde Deniz’in kendini eve kapatmasına alışmıştı. İlk birkaç sefer pek de isabetli olmayan tahminler yapmış olmasına karşın artık boya izlerinin dağılımından bile çıkarabiliyordu bu izolasyonun ne zamandır süregeldiğini. Deniz de güldü. Gülüşü Seher’in söylediği cümleleri savuşturmak ister gibiydi.


Sonra, bu samimiyetsiz gülüş yerini sıcak ve gerçekçi bir tebessüme bıraktı. “Senden kaçışım yok herhalde.” diye şakacı bir isyan koydu. Sabahtan beri gergin olan sinirleri biraz gevşemiş yine de tedirginliğini üstünden sıyıramamıştı.


“Seher, sen gün ortasında uğramazdın. Ne oldu?”


Seher elini sinek kovalar gibi havada bir sağa bir sola savurdu. “Yok canım, öyle bir sana bakayım dedim…” Kısa bir an soluklandı. “…Birde geçen gün alyansımı sende bırakmışım.”


Deniz duraksadı, çoktan hazırlamaya başladığı kahve için çıkardığı fincanları tezgaha bıraktı. Seher’in alyansı, Seher’in bağlılık yemini...Bu kurmaca evlilik sözleşmesi sinirlerine dokundu, hislerini yansıtmamak için büyük gayret gösterdi.


“Tamam canım. Getireyim.”


Seher arkasından seslendi. “Şu gömleği de çıkar artık.” ,


Daha koridora varmadan soyunmaya başladı. Bu adam hala söylenmiyordur umarım, diye düşündü bir yandan. Yere attığı gömleği ayağıyla kenarı ittirdi ve atölyeye girdi.


“Bakma bana öyle.” Utanmasa konuşurken adamın suratına tükürecekti.


“Ne kadar daha beni saklayacaksın Deniz?”


Kadın gözlerini devirdi, kendi adını cümlenin içinde duymak onu sarsıyordu. Adam kaçmasına asla pay bırakmıyordu. Buna izin veremezdi, bir daha aynı yollardan geçecek cesareti yoktu. Cevap verme gereği duymadan özenle çekmeceden yüzüğü aldı. Adamın şimdi çıplak kalmış göğüslerine baktığına emindi, gömleği yarı yolda çıkardığına pişman oldu. Bu tahrik edici ve davetkar bakış altında kıvrandı, vücudundan yukarı bir sıcaklık tırmandı. Kendi kendini odadan kovdu, bir daha aynı yollardan geçecek cesareti gerçekten yoktu.


Seher’i evden yollamak için yeni doldurduğu kahveyi hızlı hızlı içmeye çalışıyor, her aldığı yudumda ağzı yanıyordu. İşe yarayacakmış gibi bu döngüyü devam ettirdi.


“Kendine fazla yüklenme.” dedi Seher, ses tonu öğüt verici fakat anlayışlıydı.


“Yüklenmiyorum. Siz fazla üzerime düşüyorsunuz. İnsanlara ne kadar zor güvendiğimi biliyorsun.”


“Biliyorum. Yıllardır böyle gidiyor, sence de artık vakti gelmedi mi?”


Seher sürekli alyansıyla oynuyordu. Camdan giren ışık yüzükten yansıyor, bu dikkat dağıtıcı seramoni Deniz’in iyice sinirlerini bozuyordu. Kafa salladı, “Yok.” Şu an hiç sırası değildi, “Anlamıyorsun, ilk kez beni sen bile anlamıyorsun.”


Seher umutsuzluğa düştü, pes etti. Yüzüğü nihayet parmağına taktı. Eve girerken yanında getirdiği tüm neşeyi Deniz’in mutfağında bırakmış gibi hissetti, elinden hiçbir şey gelmiyordu.


Kapıyı kapatınca Deniz derin bir nefes aldı. Güvenli sığınağında kendiyle baş başa kaldığına sevindi. Seher’i ne kadar severse sevsin insanları evine almaktan hoşlanmıyordu. Sahip olduğu tek özel alanın ihlal edilmesi onu rahatsız ediyordu. Kendi kurduğu dünya onu dış dünyaya karşı koruyor, onun kuralları başkalarının oyunlarına asla uymuyordu. Yıllar boyunca kaçtığı gerçekler, arkasından kapanan kapılar gibi suratına çarpıyordu. İçeri girmeye çalışan herkesi uzaklaştırmanın binbir farklı yolunu buluyordu. Adam haklıydı, bu kadın insanın ruhunu kemirecek gibi oluyordu bazen. Herkesten bir parça koparıp kendine ekliyor ama asla kendinden ufak bir kırıntı bile bırakmıyordu arkasında. Adamı uç noktalara sürükleyen bu olmalıydı.


Yeniden kazandığı yalancı huzurla atölyeye döndü. Sabaha kadar çizmek istiyordu. İçinde, dışında, etrafında ne varsa boyamak, yeniden şekillendirmek istiyordu. Her şeyi kontrol edebildiği bu hassas anların değerini biliyor, boyalarla yarattığı evrene kaçarken gözü başka hiçbir şeyi görmüyordu.


“Bu lanet adam…” dedi kahve bardaklarını toplarken “…yine kafamı şişirecek kesin.”


Yer yer nefret ettiği adamı derinlerde kendine çok benzetiyordu. Onun kırılmış olduğunu biliyordu, kendisi de kırık döküktü. Parçaları birleştirebileceğini ve onu iyileştirebileceğini sanıyordu, bu hastalıklı düşünce bir tilki gibi kafasında dönüp duruyordu. Düşünceleri adamdan Seher’e kaydı.


Haksızlık mı ediyordu acaba?


Mutluluğu onun kadar hak eden başka kimseyi tanımamıştı. Ona asla kötülüğü dokunmamış bu zarif kadından sakladığı sırlar göz ardı edilecek gibi değildi.


Hava kararmaya başlarken büyük bir parça Roma keteni kesti, bezi şasiye germek için kenarları çiviyle tutturdu. Resime hazırlık yapma aşamasını çok seviyordu. Hep aynı başlayan bu süreç, yaptığı resimlerle hayat buluyor, bambakşa bir sona evriliyordu. Adamın sorgulayan gözleri hala üzerinden ayrılmamıştı.


“Acınacak haldesin.” dedi adam. Yüzü sabahki gibi ifadesizdi. “Tek başına bütün gün burada oturuyorsun. Korkaksın sen!”


Şasiyi kenara bırakıp ayağa kalktı. Şimdi elleri titremeye başlamış, gözüne karanlık bir perde inmişti.

Adam hiç oralı olmadan devam etti. “İnsanlardan kaçmayı marifet olarak görüyorsun. Güvenli alanın bu mu yani! Hiçbir şey olmaz senden.İşe yaramazın tekisin."


Deniz’in akıl almaz öfkesi git gide yükseldi. “Neler olduğundan haberin yok.” dedi, ellerini gergince saçlarından geçirdi.


Her şeyi biliyor gibi küstahça konuşan adamı küçümsüyordu. İnsanlar fikirleri olmayan konularda bile ahkam kesebileceklerini sanıyordu. Gözlerini kıstı, kadın ifadesiyle öyle bir aşağılama yakalamıştı ki yüzüne bakmak bile imkansızdı.


“Saklanıyorsun. Kimseye bir şey açıklamıyorsun. Gerçeklikten kopmana neden olan bu lanet yerde boyalarının arasında duş bile almadan yuvarlanıp gidiyorsun!”


İnanamadı. Kulaklarına da gözlerine de inanamadı. Aniden başlayan bu yıkım çalışması tam da hedefi tutturuyordu.


“Sen böyle yaptıkça herkes bir bir gidecek. Seher ne zaman yardım etmek istese onu kapı dışarı ediyorsun. Yüzsüzsün sen, yüzsüz!”


“Seher’i bu işe karıştırma, bu iş ikimizin arasında!” Tüm o lafların üzerine ağzından ancak bu kadarı çıkabilmişti. Seher’i konudan tamamen ayrı tutmaya yemin etti. Konuşurken ağlamadı fakat sesinin titremesine engel olamadı. Küçük bir çocuk gibi olduğu yerde tepiniyor, ses telleri boğazına batana kadar bağırıyordu.

Adam istifini bozmadı, bakışları sabahtan beri yerinden oynamamıştı. “Delisin sen. Kabul et, akıl hastasının tekisin. Resim yaparken giydiğin gömlekleri deli gömleği ile değiştirmeleri lazım.”


“Ben bir şey yapmadım.” Ellerini suçsuzluğunu kanıtlamak istercesine havaya kaldırdı. Bu onun silahsızım deme şekliydi. Biraz önceki bağırışı yerini histerik bir reddedişe bıraktı. “Onlar yüzünden oldu.” Eliyle boşluğu işaret etti.


Adamın kahkahası kulaklarını tırmaladı. Bu işkencenin sonu bir türlü gelmiyordu. Kaç dakika olduğunu hesaplayamadı, ancak adamın uzun bir süre güldüğüne dikkat etti. Hatta bu süre o kadar uzun gelmişti ki, kahkaha notalara dönüşerek etkisini yitirmiş ve uzak tınılara dönüşmüştü.


“Söylediklerine sen bile inanmıyorsun Deniz. Kendini korumaya çalışırken ortada kaldın. Ben varya, sana bir daha elimi bile sürmem.”


Sabah adam hakkında hayal ettiği şeyler...Ne demek bir daha elimi sürmem?


Hızlı hızlı nefes alıp verdi, “Sus!” dedi kulaklarını kapatırken.


Adamın haklı olduğunu biliyordu ve bu asla üstünü kapatamadığı bir yara izi gibi vücudunun her tarafına kazınmıştı.İnandığı yalanlar onu en sevdiği şeylerden uzaklaştırmış, güvensizliği yerini kimsesizliğe bırakmıştı. Keskin inadını fark ettiği anlarda hep kendine aynı cümleyi hatırlatıyordu: Bir daha aynı yollardan geçecek cesaretim yok. Kadın o an iyice güçten düştüğünü hissetti, zayıflamıştı. Bir çözüm yolu bulmak istiyor, çaresizce etrafına bakınıyordu.


“Kendi sonunu hazırladın. İnsanlar senin deneklerin değil.”


Adamın tepeden bakan, kendini beğenmiş tavırlarına daha fazla dayanamadı. “Sus. Sus artık!”

Neredeyse yalvaracaktı, adam katiyen susmuyordu. Sesi kulaklarında çınlıyordu. Geçen gün düzenlediği boyalara kaçamak bir bakış attı, iradesi zaten yeterince zorlanmıştı. Son sözünü söyledi.


“Yapmak istemediğim şeylere mecbur bırakıyorsun beni.”


Bir anlık duraksamanın ardından siyah boyayı eline aldı. Parmakları boyanın cam şişesini kavradığı an bütün endişe ruhunu terk etti. Yoğun histeri krizi onu tüketmişti, tüm sakinliğiyle boyayı adamın suratından aşağı dökmeye başladı. Onu narince soymak yerine narince boyamayı seçti. Adamın kulakları, burnu, gözleri simsiyah boyayla kaplandı. Kirpiklerinden süzülen boyalar sakallarından aşağı aktı. Adam artık gözükmüyordu. Deniz gururla bir iki adım geriledi, düşer gibi oturdu sandalyesine.


“Bir daha..” dedi yüksek sesle “…Bir daha hiç bir portreye ağız çizmeyeceğim.”



127 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Merak

Aşağıda okuyacağınız yazı uzun zamandır üzerinde çalıştığım, henüz ismine dahi karar veremediğim, deyim yerindeyse büyüttüğüm ve beraber büyüdüğüm kitabımdan kısa bir kesittir. Gerilmeniz, belki korkm

Ahşap Kutu

Çığlık çığlığa ağlıyordu, haykırışları mahallenin kibirli binalarına çarpıp tekrar tekrar kendi kulağına doluyordu. Sağır edici bulduğu bu yankıyı ondan başka kimse duymuyordu. Uzun boylu, iyi giyimli

Balık

Bir kırık cam şişe, çökmüş dizlerinin üstüne ufuk çizgisinin ardında ağlar, ağlar, ağlar... Seher vakti bir fırtına gibi söz söz dökülmüşsün. Gözlerinden eserse yine bakışın, iflah etmez artık beni bu

 

Vesile © Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması ve farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.

 

İletişim

Takip Et

  • LinkedIn

©2020, Vesile Wix.com ve sevgi ile kurulmuştur.